27 Haziran 2017 Salı

Ben Yuvasız Çalıkuşu Sense Kafeste Kanarya...

Yuvam yok benim. Ait hissetmiyorum hiçbir yere kendimi. Yabancı değilim ama etrafıma. Yabancılaşmadım daha. Hayat savaşım, emek savaşım, insanlık savaşım ve sen... Yabancılaştırmıyorsunuz beni. Ama bu geleneksellik, bu insanlar korkutuyor beni. Benim insanlarım diyorum, sevmeli diyorum. Ama bazen öyle kızıyorum ki. Yuvam yok gibi hissediyorum. Yerim yok. Hapisim. Hapissin. Elinden bir şey gelmiyor. Ait olduğun yer uzakta. Kolunu atıyorsun, boşlukta yayılıyor.Uyku gelmeyince telkin eden o sıcak ses kulağına fısıldamıyor. Yuvan ben buradayım diyemiyor. O zaman işte bütün o korkunç insanlar ve sesler kafana üşüşüyor. Kafanın içinde konuşuyorsun durmadan. Hayal etmeye başlıyorsun. Yuvan yanındaymış gibi. Az biraz rahatlık hissi işte. O anda belleğin yerinde olmuyor. Senden bağımsız işliyor, konuşuyor, dönüyor. Beynin, yatak, yorgan, yaz düşmanın oluyor. Ondan sonra dön dur. Uyumak için yalvar Tek isteğim uyku. Ya da yuva. Uzaktaki yuvam. Kafesteki kanaryam...

14 Haziran 2017 Çarşamba

Önceki Gün Beş

Dün konuşamadık çok. Çok yorgundun. Kısa konuşmak zorunda kaldık. Yorgunsun diye kapatmanı ben istedim. Önemli olan senin rahatlığın benim için. Yine de telefonu kapatırken buruktu yüreğim. Anlatmak istediğim o kadar çok şey vardı ki... Hepsi içimde kaldı. Ağlamaklı oldum. Aradan çok vakit geçmedi. Sen aradın. İçim rahat etmedi. Tekrar aramak istedim. O kadar uzaktan bile içimi anladın. Hissettin. İşte bunun için seviyorum seni.

Gün Altı

Dayanılır gibi değil bu. Zaman geçmedikçe geçmeyen zamana daha çok kızıyorum. Batmayan güneşe... Dinmeyen araba seslerine... Sönmeyen çocuk cıvıltılarına... Kızıyorum. Pencereden dışarı bakamıyorum. Yine güneş ışıklarını göreceğim diye. Güneş ışığı... Geçmeyen zamanın göstergesi... Nefret ediyorum güneşten. Uyumadığım ve çalışmadığım zamanlar bana ihanet ediyor gibi. Sayılı gün falan çabuk geçmiyor ayrıca. 1 hafta bile 1 yıl gibi geliyor. Öyle deyip de boş yere teselli etmeye çalışmayın. Güneş ışığına bile nefret duyduğunuzda beni anlarsınız. Eliniz kolunuz bağlandığında, yarınız gittiğinde... Anlarsınız. Ne mantıksız şeylerin kurbanı oluyoruz? Ne saçma ülkede yaşıyoruz? Zorunda olduğumuz için sırf ne kadar çok istemediğimiz şeyi yapıyoruz? Zorunluluklardan sıyrılamayarak kendini bulamamak bu... Seninleyken kendimi bulabiliyorum ancak ben. Saklamak yok... Hiç yok. Beklemek var...

10 Haziran 2017 Cumartesi

Yok.

Çok özledim seni. Gün içinde. Çok özlüyorum. Özlemi hissetmem için illa farklı şeyler yapmama gerek yok. İlla geçtiğimiz yerlerden geçmeye veya şu andaki gibi hep oturduğumuz yere oturup karşımda sen olmadan kahve içmeme gerek yok. Bunun için sabah gözümü açmam ve sağ yanımı boş görmem yeterli. Günaydın diyemeden başlayan gün aynı hasretle bitiyor. Gün içinde sana anlatmak istediğim o kadar çok şey oluyor ki. Tam ağzımı açıyorum heyecanla sonra bakıyorum ki büyük bir boşluk. Susuyorum. Zaten hep susuyorum. Seninleyken ne kadar çok konuştuğumu fark ettim böylece. Ne kadar çok anlatıyordum değil mi sana? Gün içinde anlatamamanın yokluğunu hissediyorum. Rutin işlerde bile bir yokluk hissi... Çalan radyo "duygusal bir çöküş yaşayacağımız bir süre olacak" diyor. Biz burada babasını yaşıyoruz çöküntünün. Paylaşamamak... Duygusal bir çökkünlük işte. Yaşıyorum. Anlatamıyorum. Geçiyor. Gidiyor. Geçmiş oluyor. Sen bilemiyorsun. Sen yaşıyorsun. Geçiyor. Gidiyor. Geçmişin oluyor. Ben bilemiyorum. Ayrı ayrı geçmişlerimiz oluyor. Ayrı ayrı... Bak işte bir duygusal çökkünlük daha. Sebep çok. Bir telefonun başında saat 6'yı beklemek... O zamana kadar kendini vurmak bir yerlere... Hiç de kolay değil. Ne yaptı? Hasta oldu mu? Yoruldu mu? diye düşünmek ve cevapsız kalan sorular deli eder adamı. Deli olmak güzel ya. Ama birlikte delirmek güzel. Deli dolu gülmek güzel. Çok konuşmak güzel. Küfür etmek güzel. Sana kahve yapmak güzel. Birlikte ama. Bak bir çöküntü daha.

5 Haziran 2017 Pazartesi

Gün Bir..

Bugün artık daha zor geldi ayrılık. Sanki gün geçtikçe alışacağıma daha fazla acı çekiyor gibiyim. Ama biliyorum ki bunlar da geçecek. Bitecek. Geçecek. Üç basit cümle işte... Umudun saklı olduğu... Sisli havanın içinden çıkan güneş ışığı misali umutlarım yeşeriyor. Sonu gelecek. Bu dalgınlığın bu saflığın son bulduğu gün bizim birleştiğimiz gün olacak. Seni kollarımdan kısa süreliğine ayırıyorum kömür gözlüm. Ama ruhumu sana emanet ediyorum. 
Saat: 22.23

Başlangıç Adına

Nereden aklımıza geldi yazmak kim bilir? Belki yalnızlık, belki hasret, belki çaresizlik itti bizi buna. Belki de çıkaramadığımız sesler, kuramadığımız cümleler, dile gelmeyen dizeler itti. Sebep ne olursa olsun bir yazma ihtiyacı işte elimizde olan. Bize bu blogu kurduran. Uzun zamandır yapamadığımızı şimdi yaptıran. Hayata dair elimizde ne varsa... Hasretimiz, sevgimiz, kızgınlıklarımız, dargınlıklarımız... Ne varsa işte... Dökelim gitsin. Bazen gülelim, bazen sövelim, bazen ağlayalım. Hayatın kendisi de böyle değil mi zaten? E hadi o zaman hayata dair ne varsa içimizde dökelim...