10 Haziran 2017 Cumartesi

Yok.

Çok özledim seni. Gün içinde. Çok özlüyorum. Özlemi hissetmem için illa farklı şeyler yapmama gerek yok. İlla geçtiğimiz yerlerden geçmeye veya şu andaki gibi hep oturduğumuz yere oturup karşımda sen olmadan kahve içmeme gerek yok. Bunun için sabah gözümü açmam ve sağ yanımı boş görmem yeterli. Günaydın diyemeden başlayan gün aynı hasretle bitiyor. Gün içinde sana anlatmak istediğim o kadar çok şey oluyor ki. Tam ağzımı açıyorum heyecanla sonra bakıyorum ki büyük bir boşluk. Susuyorum. Zaten hep susuyorum. Seninleyken ne kadar çok konuştuğumu fark ettim böylece. Ne kadar çok anlatıyordum değil mi sana? Gün içinde anlatamamanın yokluğunu hissediyorum. Rutin işlerde bile bir yokluk hissi... Çalan radyo "duygusal bir çöküş yaşayacağımız bir süre olacak" diyor. Biz burada babasını yaşıyoruz çöküntünün. Paylaşamamak... Duygusal bir çökkünlük işte. Yaşıyorum. Anlatamıyorum. Geçiyor. Gidiyor. Geçmiş oluyor. Sen bilemiyorsun. Sen yaşıyorsun. Geçiyor. Gidiyor. Geçmişin oluyor. Ben bilemiyorum. Ayrı ayrı geçmişlerimiz oluyor. Ayrı ayrı... Bak işte bir duygusal çökkünlük daha. Sebep çok. Bir telefonun başında saat 6'yı beklemek... O zamana kadar kendini vurmak bir yerlere... Hiç de kolay değil. Ne yaptı? Hasta oldu mu? Yoruldu mu? diye düşünmek ve cevapsız kalan sorular deli eder adamı. Deli olmak güzel ya. Ama birlikte delirmek güzel. Deli dolu gülmek güzel. Çok konuşmak güzel. Küfür etmek güzel. Sana kahve yapmak güzel. Birlikte ama. Bak bir çöküntü daha.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder